Ünlü birisi ölür ölmez hemen kaleme kağıda sarılanlardan ben
de pek hazzetmiyorum. Bazen ölüm öyle bir toplumsal etki yaratıyor ki üstüne
birkaç şey yazıp çizme ihtiyacı hâsıl oluyor. Nitekim bu blog’ta (şurada) gibi
bir yazı da yazıldı. Aslında bu kez bu yazıdaki kişilerin tamamlayıcı bir karşı-karakterini ele
alıyoruz.
Konumuz belli açılardan zor. Çünkü tartışılan kişi sanatında hem çığır açıcı hem de oldukça usta birisi. O’na olan sevginin kaynağı bu olmasa gerek ki daha hayattayken bile söyledikleri ve yaptıklarıyla sansasyon yaratabilmişti.
Büyük sanatçılar iki türlüdür: Çığır açanlar ve yaratılarında en üst seviyeyi yakalayanlar. Örneğin Nazım Hikmet Türk şiirine getirdiği yeni bir estetik anlayışla bir çığır açmış ama bununla da kalmayıp genel olarak şiir sanatının en müstesna eserlerini yazmıştır. Ara Güler de bu kategoridedir.
Peki, ne oldu da biz O’nu sanatının da ötesinde sahiplendik? Ermeni olduğu için mi? Tonton bir dede olduğu için mi? Sanırım bu kendisine yapılacak büyük bir haksızlık olur. Biz O’nu fotoğraflarıyla sevdik. Anadolu’dan ve İstanbul’dan siyah beyaz naif fotoğraflarıyla…
Fotoğrafların estetik gücü o kadar büyük ki çoğu kez fotoğraf gerçekliğin önüne geçmiştir. Fotoğrafa bakan kimse fakirliği değil bu estetik gücün etkisiyle masalsılaşmış görüntüyü duyumsar. İşlerin gün geçtikçe kötüye gittiği bir dönemde eski Türkiye’ye ait mitolojik bir tasavvura dönüşmüştür Ara Güler fotoğrafı.
Şehirli modern/aydın insan Eski Türkiye’ye, bu mitolojiye öyle sarılmıştır ki, Ara Güler’e neredeyse Homeros muamelesi yapacaktır.
Oysa Ara Güler müthiş bir fotoğrafçı ama bir yandan da
tercihini halkları anlatmaktan yana kullanmamış bir foto muhabirdir. O hiç
sevmediğim liberal ifadeyle “ana akım”dır. Daha doğru söylenişle de vizöründen
bir burjuva gibi bakar.
Bunu nereden mi biliyoruz?
Kendi sitesinde de yer alan ünlülerin fotoğrafları
incelendiğinde, tarihsel anlamda değerli tüm isimlerin belirli bir anlayışla
seçildiği görülür. Bu anlayışı ifşa eden, fotoğraflanması tercih edilmeyen
tarihsel kişilikler ve olaylardır. Tartışmamızın bundan sonraki kısmı bu
anlayış biçimlendirecektir.
Ara Güler yaklaşık bir asır boyunca ülkemizde ve dünyada genel olarak insanları ve tarihsel kişileri çekmiş. Ancak nasıl bir foto muhabiridir ki, sözgelimi kendisine ait bir “68 kuşağı” fotoğrafı yoktur. Dönemin tarihsel kişilikleri, üstelik tıpkı kendisi gibi çığır açıcı oldukları için tarihsel oldukları o günden belli olan, Deniz’i, Mahir’i veya haydi henüz ismi olmadığı için pozisyonu gereği önem arz eden bir FKF başkanını fotoğraflamamıştır. 12 Eylül darbesine kadar hızla büyüyen toplumsal hareketlerin de fotoğrafları yoktur. (Ara Güler’in aksine Yaşar Kemal, Mahzunî, Zülfü Livaneli vs dönemin tarihsel kişiliklerini kendi alanlarında bir anlamda “fotoğraflamışlardır”.)
Ancak Kenan Evren’in şu fotoğrafı vardır:
Bu fotoğrafta ne görülmektedir? Tıpkı yukarıda andığımız
mitolojik İstanbul fotoğrafları gibi estetik gücüyle gerçeğin önüne geçtiği bir
anlatım vardır. İşkence, idam, sansür yoktur bu fotoğrafta. Cumhurbaşkanı Kenan Evren arkasında arzı endam eden komutanlarıyla adeta bir
Olimpos tanrısı gibi izleyicinin üstüne yürümektedir.
Ara Güler’in Gezi zamanında söylemiş oldukları ve
fotoğraflamak için tercih ettiği tarihsel kişiliğe şaşırılmasının nedeni,
mitolojik anlatının sahibinin o mitolojiyi yıkmasıdır. Mitolojinin özelliği
onun kafalarda yer alması, bir düşünce ve anlamlandırma biçimi olmasıdır. Bir
nesneyi, tarihsel bir dönemi mitolojik tasavvurun malzemesi yapmak onu
aktaranın değil toplumun hatasıdır. Mitolojik tasavvur tıpkı Homeros’a
yapıldığını gibi anlatıcıyı da yüceltir. Anlatıcının gerçekten musalardan ilham
almadığını, senin benim gibi bir insan olduğunu anladığı anda mitolojisine
değil anlatıcıya saldırır. Çünkü yüce olan mitolojidir.
Yüce olan Eski Türkiye’dir. Eski Türkiye’nin tasavvurudur.
Ondan vazgeçmemek için Ara Güler haysiyetsizce ölmelidir.
Sanırım ne yapmaya çalıştığım anlaşılmıştır. Yine de altını
çizeyim. Amacım Ara Güler’in tercihlerini meşrulaştırmak değil, O’nun hep öyle
olduğunu vurgulamaktır. Dün hiç kızmayıp bugün popüler diye daha fazla kızmanın
bir anlamı olmadığıdır.
Tabii bir de O’na kızılmasını eleştirenler var. Sanırım onların
mitolojik Eski Türkiye tasavvurlarında bir sarsılma olmuş değil. Ara Güler’i
Homeros’tan daha öteye taşıyorlar. Ne yaparsa yapsın kızılamaz birisi haline
getiriyorlar. Belki mitolojik bir varlık olan kendisidir.
Aslında olan şuydu:
Ara Güler vizörden belli bir sınıfın gözüyle bakarak
fotoğraf çekti. Biz kendi sınıfımızın bir gözü olması gerektiğinin bile
farkında değildik/değiliz.
Not: 60'lar ve 70'lerde nerelerde olmayı tercih ettiğini kendi sitesinde bulunan biyografisinden yaptığım alıntıyla belirtmiş olayım:
"1962'de Almanya'da çok az
fotoğrafçıya verilen "Master of Leica" ünvanını kazandı.
İsviçre'de çıkan Camera dergisinde kendisine özel bir sayı ayırdı. 1964'de
Mariana Noris'in ABD'de basılan "Young Turkey" adlı yapıtında
fotoğrafları kullanıldı.1967'de Japonya'da çıkan "Photography of the World"
antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotoğrafı yayınlandı.
1967'de Kanada'da açılan "İnsanların Dünyasına Bakışlar" sergisinde,
1968'de New York Modern Sanatlar Galerisi'nde düzenlenen "Renkli
Fotoğrafğın On Ustası" adlı sergide; aynı yıl Almanya'da, Köln'de Fotokina
Fuarı'nda yapıtları sergilendi.1970'de "Türkei" adında fotoğraf
albümü Almanya'da yayımlandı. Sanat ve sanat tarihi konularındaki fotoğrafları
ABD'de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre'de Skira
Yayınevi tarafından kullanıldı.1971'de Lord Kinross'un "Hagia-Sophia"
(Ayasofya) kitabının fotoğraflarını çekti.
Yine Skira yayınevince Picasso'nun 90. yaş günü için yayımlanan "Picasso Metamorphose et unite" adlı kitap için Picasso'nun foto-röportajını yaptı. 1972'de Paris Ulusal Kitaplıkta sergisi açıldı.1975'de ABD'ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotoğraflarını çektikten sonra "Yaratıcı Amerikalılar" adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan "Kahramanın Sonu" adlı bir belgesel film çekti.1979'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin "Foto Muhabirliği" dalındaki birincilik ödülünü aldı."
Yine Skira yayınevince Picasso'nun 90. yaş günü için yayımlanan "Picasso Metamorphose et unite" adlı kitap için Picasso'nun foto-röportajını yaptı. 1972'de Paris Ulusal Kitaplıkta sergisi açıldı.1975'de ABD'ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotoğraflarını çektikten sonra "Yaratıcı Amerikalılar" adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan "Kahramanın Sonu" adlı bir belgesel film çekti.1979'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin "Foto Muhabirliği" dalındaki birincilik ödülünü aldı."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder