8 Mart 2020 Pazar

Bir Söyleme Mecburiyeti Olarak Sanat


Olağanüstü bir dönemden geçtiğimizi düşünmemiz için her şey mevcut: Faşizmi aratmayan uygulamalara eşlik eden yakın savaş tehlikesi, virüs salgını, tüm dünyada yayılan yabancı düşmanlığı vs. Aslında şöyle bir dönüp tarihe baktığımızda, olağanüstü bir dönemden bahsedilecekse, bunun dünyaya demokrasinin ve barışın güvencesiyle hâkim olan bir huzur ortamının olması gerektiğini görebiliriz.

Şimdilik güvenlik gücü olduğunu iddia eden ve bizleri yollarda çevirip duvara dizerek kurşuna dizen gruplar olmadığına göre fena bir durumda da sayılmayız. Tarih hızla 2. Paylaşım Savaşı’na doğru akarken Nazi Almanyası’ndaki muadillerimiz bizden kat ve kat daha kötü durumdaydılar.

Moskova ile varılan anlaşmayla ertelenen  – ne zaman çatışma ne zaman savaş denebileceğini bilemediğim- askerî bir durumun aklıma getirdiği kimi düşünceleri burada paylaşmadan edemezdim.

Sanatçılar en karamsar zamanlarda neden cesaretle baskıcı iktidarlara karşı eser verirler veya yazarlar? 2. Paylaşım Savaşı’nı, soykırımları engelleyemeyeceklerini bile bile neden yazmışlardı?

İkinci sorum fazla ön yargılı olabilir. Sanatçılar içten içe toplumu harekete geçirebileceklerine inanmış olabilirler. Bu yüzden daha sonra bu sorumu tashih etme gereği duydum: Bu çabalar engellemeleri gereken hiçbir şeyi engelleyemedikleri için boşa mı gitmiş oldu? Başka bir ifadeyle bu eserler dönemlerinin özelliklerini taşıyan donuk tarihsel nesneler olarak mı kaldılar?

Bir zanaatkârı sanatçıya çeviren ilk şey, yaratımında kendi geçim derdinin dışında bir amaç taşımaya başlamasıdır. Bir sanatçıyı da aydına çeviren ilk şey, yaratımının sadece şimdiye ait olmadığını görerek dünden gelip yarına gittiğinin farkına varmasıdır.

Zanaatkâr Kavgam’ı matbaasında basmaktan imtina etmedi. Sanatçı orkestrasında çalmaya veya film çekmeye devam etti. Aydın ise dünyanın nereden gelip nereye gittiğine dair korkunç gerçeği gördü ve hakikatin mücadelesini verdi.

Belki de savaşın belirli bir anında Almanya’daki emsallerine benzer tavırlar sergileyen Fransız zanaatkâr, sanatçı ve aydın silahlı direnişte birleşmiş olabilirler. Yabancı işgalinin motive ettiği bu tutumun ilk adımını aydının atmış olabileceğini varsayabiliriz.

Aydın sanatçılar olmasaydı, mesela Brecht Almanya’ya ışık tutmasaydı, ne olurdu? Savaş yine olurdu. Biz Brecht’i yine tanırdık.

Paylaşım Savaşı’nın dumanları dağıldığında orada bir yerde bu sanatçıların eserleri bugüne seslenir halde bulundu.

Picasso’nun Guernica’yı soran subaya “bunu asıl siz yaptınız” dediği söylenir. Guernica’nın kendisi de bize şunu söyler: "Bir daha asla böyle bir şeye izin vermeyin!"
Türküler de öyle değil midir? Yemen türküsünü ele alalım. “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir” dizeleri sadece donuk bir bilgi önermesi gibi mi görülmeli? Örtük olarak “böyle olmamalı” önermesini taşımaz mı? Bu önerme “bundan sonrası için” bir çağrı değil midir?

Heartfieldler, Brechtler, Picassolar, Chaplinler, Nerudalar, Hikmetler sonraki kuşakların faşizm ve savaş karşısındaki tutumlarının oluşmasında büyük etkiye sahiptirler.

Roland Barthes’ın “faşizmin konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir” sözünü alıp, meramının tam aksi yönünde kullanmak gerekmez mi?

Madem ki sanatçı bugün yaratırken –istesin istemesin- yarına sesleniyor, öyleyse bunun farkında olup hakikati bilinçli bir şekilde söyleme mecburiyetindedir. Bugün savaş karşıtı bir şiir yazmak, şarkı söylemek, karikatür yapmak gelecekte çınlayacak bir slogana soluk vermek demektir.

Bizim bugün şöyle bir sorunumuz var: Sosyal medya hesaplarımızdan konuyla ilgili eskilerden bir özlü söz veya herkesin paylaştığı bir hashtag yazıp yayınlamak. Sanki bunu yapınca her türlü sorumluluktan kurtulmuş oluyoruz.

Topluma şöyle diyoruz: “Bakın ben onlardan değilim. Sizlerdenim. Elimi ne suya ne sabuna götürüyorum ama siz de götürmüyorsunuz zaten.”

Günümüz aydınının durumu bu. Peki, ben neden yukarıdaki aydın tanımına aykırı olarak hâlâ kendimize aydın olmayı yakıştırıyorum? Çünkü hakikati görmekte bir sıkıntımız yok. Onu anlatma çabasında bulunmamamız söz konusu. (Değiştirmeye gelemiyoruz bir türlü!)

Sanatımız kısır değil, ölüdür.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder