Popüler bir ifade ile
“internetin dünyamıza girmesi” mi söz konusu, yoksa hepimizin toplanıp
internete “göçmesi” mi?
Bana kalırsa ikincisi.
“Göçmen” deyince aklımıza Suriyeliler gelse de 60’lı yıllardan
beri Avrupa’ya gidenlerimiz de bu kategoridedir. Gerçi oralarda yaşayıp
buralarda oy veriyorlar ya neyse.

Bu, elinde akıllı telefon vb. tutan herkesin dahil olduğu evrensel
bir sorun.
Yıllar önce tanımadığımız insanlarla chat yaparak girdik bu
dünyaya. Sonra eski arkadaşlarımızı bulma fırsatı yakaladık. Biraz zaman
geçince küçük günlükler tutup paylaşmaya başladık “anlık” olarak. Fotoğraflı
versiyonu çıkınca ondan da geri kalmadık.
Birbirimizi buralardan takip eder olduk. En yakınlarımızı,
arkadaşlarımızı, biraz tanıdıklarımızı, hiç tanımadıklarımızı, yolda görsek
selam vermeyeceklerimizi...Ve tabii bunların hepsi de bizi!
Big Brother’ı MOBESE’ler sanıyorduk. Ama hepimiz
birbirimizin Big Brother’ı olduk.
Big Brother sizin toplum içindeki zorunlu hareketlerinizi
denetler. Bunlar önceden belirlenmiştir.
İnternettekileri kendimiz belirledik. Ama önümüzde örnekler
yok değildi. Emperyalizmin kültür ayağı iyi işler. Yıldızların paylaşımları, sinema
ve dizilerdeki sahte gündelik uğraşlar, hatta alakasız ürünlerin reklamlarında
bizi temsil ettiği iddia edilen tiplerin davranışları bizlere model olarak
sunuldu.
Biz de onlar gibi foto paylaşmaya başladık.
Burası önemli. Fotoğraf paylaşmak değil mesele. Onlarla aynı
şeyleri yapar gibi yaptığımız fotoğraflardan bahsediyorum.
Haydi, biraz deşelim.
Facebook’a bakınca neden herkes mutlu?
Kimse kıvırmasın. Toplumsal bir olayla ilgili birbirini
taklit eden paylaşımları bırakın şimdi. Kişisel paylaşımlarda neden herkes
mutlu?
Neden herkes zengin?
Neden karı kocalar kavga etmiyor?
Neden anne babalar çocuklarını dövmüyor?
Bakın sanal dünya değil bu. Bu herkesin birbirine gösterdiği
yapmacıklık. Sahtelik!
Bunu yeni tanışan insanlar birbirlerine yaparlar. Sanki
kimse osurmazmış gibi.
Beyin göçünün ispatı bu değil. Beyin göçünün ispatı artık
herkesin face'te instagram'da twitter'da yaşaması ve aynı sahteliği kendi dünyasına
taşıması.
Artık aileler birbirleriyle görüşmüyor. Arkadaşlar birbirine
gitmiyor. Bir araya geldiklerinde kimse parasızlıktan bahsetmiyor.
Dertleşmiyor, kafasını takıldığı bir mesele hakkında görüş sormuyor.

Araba kullanırken selfie çekmek maç izlerken gol olduğunda “goool” yazmak, yorumlarda canımlar cicimler, emojiler emojiler...
Hep gülmek, hep gülmek…
Bir de bu salakça durumu örtbas etmek ister gibi bazı
durumlarda birilerine gider yapmak!
Sokrates “sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez” demiş. O’nun
zamanında bu daha kolaydı. (Her ne kadar ironik bir şekilde ölümüne neden olsa
da) Şimdi hangi hayatı sorgulamamız gerektiğiyle ilgili bir sorunsalımız var.