
Sanat mı zanaat mı?

Estetik Nesne – Mamul
Çoğaltma
Zorunluluğu
Sanatçı
Emeğinin İkili Durumu: Üretken Değilken Üretken Emek
Paha Biçilemezin Fiyatı
![]() |
Günümüzde yaşasaydı uçağı olurdu. |
Hayata ama en çok sanata dair üşendiğiniz her şey bu blogun konusudur.
![]() |
Sanat mı zanaat mı? |
![]() |
Günümüzde yaşasaydı uçağı olurdu. |
Theodor Adorno |
![]() |
Karl Marks |
Kitaplığınızda bulunmalı |
Picasso |
![]() |
Yastık |
Sanatçı mı? Siz karar verin. |
![]() |
Sanatçı ve Zanaatkâr arasında benzerlikler fazla :) |
Evvela, kendimi terminoloji sevenlerinin hedefi yapmak pahasına çoğunuza yanlış gelmesi gereken bir ayrım yapmak istiyorum. Entelektüel ve aydın'ı iki ayrı dilde birbirini karşılayan sözcüklermiş gibi değil de, Türkçe'de iki farklı kavrammış gibi kullanacağım. Bu ayrım aslında ülkemizdeki günlük dilde vardır. Günlük dildeki her yanlışı alıp bir makalede kullanmak elbette absürt olur. Aydın kavramının yoz biçimine yönelik yeni bir sözcük bulana kadar bir takım yanlışları kabul etmek zorundayız. Sözgelimi halkın entel şeklinde ifade ettiği kişiler bizim yazımızda ele alacağımız entelektüelin eline su dökemezler. Çünkü entel, aslında eksik bilgi ve görgüsüne rağmen çokbilmişlik yapan, daha çok biçimci, varlığını toplumla olan yapay bir zıtlıkla gerçekleştirmeye çalışan ham
insanı ifade eder. Entel dantel ise gerçekten de mayasında entelektüellik bulunan çok okuyan, olaylara farklı bakış açıları getiren ve sadece bu yönüyle halka farklı gelen insanlar için kullanılır. Daha aşağılayıcı bir ifadenin kullanılması şu açıdan şaşırtıcı değildir: halkın "entel dantel konuşma" dediği insanlar halkın içindedirler, entellerse halkın olmadığı mekânları tercih ettiklerinden -genelde de sanatçı olduklarını sanıp öyle davrandıklarından- halkça kendi hallerine bırakılmışlardır.
Peki entelektüel derken kimleri kastedelim?
Entelektüel, öncelikle gerçek bir bilgi ve görgü sahibidir. Bilgi ve görgü kuşkusuz çok okumaktan ama boş okumamaktan gelir. İnsanlığın ortak mirası olan kültür, sanat ve edebiyatı tarihselliği içinde kavramıştır. Öte yandan kişileri, kuramları ve eserleri hem tekil hem de birbirleriyle ilişkilendirerek taşıyan ciddi bir hafızaya sahiptir. Bunun yanında entelektüel, çalışkandır. Asla bir Oblomov olmaz. Alanında pratiğe geçirmek istediği herşeyin üstesinden gelir. Yazarlıkta, akademisyenlikte, sanatta vs. muhakkak katkıları olur.
Yazının başında entelektüelin aydının yozlaşmış hali olduğunu söyledim. Dikkatli bir okuyucunun bu güzel meziyetlerden ne gibi bir yozlaşma emaresi çıkardığımı sorması kaçınılmazdır.
Yozlaşma kavramını ben şu ya da bu ahlâki tutuma aykırı olan ve ya onu tahrip eden düşünce ve eylemlere bağlamıyorum. Yozlaşma, insanlığın derin köklerine inilerek, toplumlar için ortak değerler üzerinden belirlenmelidir.
İnsanlığın ortaya çıkışından bugüne nasıl bir değer vardır ki değişmemiş olsun?
Sınıflı ya da sınıfsız toplum olması farketmez, insanlığın ortak değeri dayanışmadır. Bir insan tek başına koca bir ormanda yok olur. Ama dayanışma içindeki örgütlü bir insan topluluğu o ormana sahip olur. Sınıflar da aynı temel zorunlulukla biçimlenir. Sömürenler arasında da alt sınıflara karşı dayanışma ve sömürülenlerden daha güçlü bir örgütlenme vardır.
Bireyciliğin burjuvazi tarafından ön plana çıkarılması ilk önce emekçi kitleleri bu değerden uzaklaştırmak, kaçınılmaz olanı, tarihin akışını geciktirmek içindir. Burada kapitalizmin doğası gereği üretici güçleri çok daha büyük kitleler halinde birleştirmesi ile ortaya çıkan bir çelişki de vardır deyip geçelim.
Hilmi Yavuz
Yozlaşmanın bu en temel biçimi en uç cinsel sapkınlıklardan daha tehlikelidir.
Entelektüel kendini sınıflar üstü görür. Kendini toplumun dışında ama tarihin de şekillendiricilerinden kabul eder. Kapitalist sistem kendi için açık tehdit oluşturana kadar entelektüele sesini çıkarmaz ama en ufak bir tehlike sezdiğinde ekonomik, hukuki ya da zorbaca yollarla baskı oluşturur. Entelektüel sınırlarını bazen zorlasa da, hatta bunu ahlâki bir zorunluluk olarak görse de, sistemi reforme etmeyi önerir, topluma bu yönde telkinde bulunur. Entelektüelin çok büyük yıkım getiren savaş gibi durumlar da dahil olmak üzere insanlığın düşmanı olan sorunların temel nedeninin sistem olduğunu görmez. Entelektüel, insanlığın gelişimini tarihselliği içinde kavramıştır ama onun değişim yasasını anlamamıştır. Bu yüzden dün ve bugün arasındaki bağ ile yarın'ın ilişkisini göremez. Yani çarpık bir kavrayışı olduğu da ortadadır. Dolayısıyla yarın ne olacağını yakın tarihle izah etmeye çalışır. Gerçekte insanlığa samimiyeti ile nesnel bir katkı sunarken, öznel olarak tarihin akışına zıt hareket eder. Kendisi dışındaki kimseyle, çıkar ilişkisi olmadıkça dayanışmaya girmez. Toplumda infial yaratacak devlet uygulamaları karşı bir metne -o da varsa- imza atmayı yeterli görür. Entelektüel, kendi imzasını eylemin içinde yeralmasına gerek bırakmayacak kadar önemli görür.
Tuncel Baba
Aydın ise yukarıda eksik biçimde özetlediğimiz yozlukla çelişki yaşar. Eylemin içinde, dayanışmanın öznesidir. O müthiş deyimin altını çizmek gerekirse "elini taşın altına koyar". İnsanlığa zarar veren sorunların kaynağına açıktan tepki koyar. Toplumun geri bırakılmışlığı karşısında tepeden bakan olmaktansa toplumun içinde ve önünde, onu geri bırakan sisteme karşı bayrak açar.
Tuncel Kurtiz, bilgi ve görgüsüyle, son yüzyılın en birikimli aydınlarındandır. Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz gibi önemli entelektüellerin aksine birikimini halkla doğrudan paylaşmış ve sanatını halkın içinde yapmıştır. Halkın öğrencisidir. Tuncel Kurtiz'in hayatı boyunca neler çektiği ile ilgili şimdilik pek bir bilgimiz yok. Açık faşizm koşullarında yeraldığı filmler, katıldığı etkinlikler ve bunları anlatırken duyduğu heyecan, verdiği ümit gözönüne alındığında sistemin ekonomik, hukuksal ve zorbaca baskılarının aydın üzerinde "kışkırtıcı" bir etki yaptığı kolaylıkla anlaşılabilir. Yakın gelecekte Tuncel Hoca ile ilgili biyografik yayınlar yapıldıkça, hayat hikayesinden çıkaracağımız derslerle gerçek birer aydın olmanın adımlarını atabiliriz.
Hasan Ferit Kardeşimiz
Ve... Aydın Olamadan Aydın Olan Çocuk; Hasan Ferit Gedik
Küçücük çocuğun kocaman yetişkinlere verdiği derse bakın!
Uyuşturucu çetelerinin yoksul mahallelere musallat olmalarını/edilmelerini yozlaşma sorunu olarak görüp tavır alıyor. Biliyoruz ki, uyuşturucu, fuhuş, kumar vb. çürümeler emekçi kitleler içinde bireyciliği arttırır, dayanışma duygusunu ortadan kaldırır. Bunların hiçbiri kişi hak ve özgürlüğü bakımından ele alınamaz. Bu kuşkusuz insanlığın ortak değerlerine sahip çıkan aydınlar için böyledir. Sistemin yok etmeye çalıştığı değerlere sahip çıkmak, hatta onları daha ileri seviyelere taşımak gibi bir görev varken, bunlara karşı ortaya çıkan herşeye karşı koyması kaçınılmazdır.
Hasan Ferit Gedik'in, bilgi ve görgüsü ne yazık ki bir aydın seviyesine ulaşamadan katledilmesi, O'ndaki aydın mayasını görmezden gelmemizi gerektirmez. Hasan Ferit, mahallelerinde yozlaşmaya müsaade etmemeleri gerektiğini bilecek kadar bilgi ve görgü; canını ortaya koyup mücadele edecek kadar cesaret sahibiydi. Mahalle forumlarında, sosyal medyada halka bu gerçekleri anlattı. Yeri gelince eylemin içinde yeraldı. Hepimizin öğretmeni oldu.
Tuncel Kurtiz ve Hasan Ferit Gedik'in anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Yaldızlı binalarda yalan, riya, insan satışı vs. olur ama sanat olamaz. Yıldızlı binalarda hesap yapanların ufku, dev bilboardları süsleyecek güzellikleri seçecek kadar geniştir. Çırpıntılı denizi yaldızlı camın ardından izleyen insan, ne dalgaların ne de sahilden geçen çocukların seslerini duyabilir.
Sanat türlü biçimleriyle sokaktadır, tarlada, atölyede, okuldadır.
Sanat her gece barda değildir. Sanatın gönlü hovarda da değildir.
Maliyeti, rantı olmaz.
Dünyaya kasasından bakan da sanattan anlamaz.
Yaldızlı binalarda doğanlar olduğu gibi oralara sonradan gidenler de olabilir. Zamanla oralarda doğanlardan daha da yabancılaşırlar geldikleri yere.
Geldiği sokaklardan yaldızlı binalara nasıl çıktıklarını unutmadığımız insanlar var. Sokaktakinin hafızası hem derindir, hem de alanı geniştir. Ve konuşma sırası sokaktakine geldiğinde...